Organizasyonel Başarının Temelini oluşturan pek çok faktör olabilir. Nereden baktığınıza, hangi katmadan bakıp yaklaştığınıza göre en önemliler listesi değişebilir fakat kaçınılmaz olarak şahitlik edip, Amerika’yı önceden keşfetmiş büyük oyuncularla akademisyenlerin buluştuğu bir nokta var.

OECD’ye (2015) göre, bu nokta belli kuralları benimsemekten geçiyor. İnsan doğamız her ne kadar duygularla hareket etmeye eğilimli olsa da; mesele ciddi birtakım hizmet ve ürünleri ortaya koymak olunca bunları ortaya koyacak yapıyı yönetmek de ancak insan doğamızın diğer yanı olan düzen kurmaya ve adilliği temn edecek kurallara bağlılıkla varolabiliyor. Kuralların diğer adı ise aslında ilkeler. Yani ilkeler kendi doğamızdan ötürü güveni teşvik etmek, operasyonel verimliliği artırmak ve uzun vadeli kurumsal hedeflere ulaşmak için gerekli. Büyümek veya gelişmek için satışları artırmaktan bahsetmiyoruz; mesele arka tarafı sağlam kazığa bağlayarak uzun süreli yapılar kurmak.

Yönetişim, kavram olarak örgütlerin kontrol edildiği ve yönlendirildiği mekanizmaları, süreçleri ve ilişkileri kapsıyor.

Politikaların oluşturulmasını, bunların uygulanmasının sürekli izlenmesini ve paydaşlara karşı hesap verebilirliği içerir. Etkili yönetişim, kurumsal hedeflere ulaşılmasını, kaynakların verimli bir şekilde yönetilmesini ve paydaşların çıkarlarının korunmasını sağlar.

Shleifer ve Vishny’ye (1997) göre yönetişim yapıları, paydaşlar ve yöneticiler arasındaki çıkar çatışmalarını çözmede ve dolayısıyla kurumsal performansı ve güveni artırmada kritik öneme sahiptir.

Yönetişim kavram olarak da bize .çok değişik geliyor değil mi? Yönetim ve Bilişim mi yoksa Yönetim ve İletişim mi gibi birleşimi olduğunu duyduk veya okuduk.? Kavramı iyice anlayabilmek için önemli bir konu.

Tarihsel olarak yönetişim kavramı önemli ölçüde değişmiş aslında; başlangıçta öncelikle hükümet ve kamu sektörü yönetimiyle ilişkilendirilen yönetişim, kurumsal, kar amacı gütmeyen ve diğer organizasyonel bağlamları kapsayacak şekilde genişlemiş.

Cadbury Raporu (1992), şeffaflığı, hesap verebilirliği ve yönetim kurulunun rollerini vurgulayarak kurumsal yönetim anlayışının genişletilmesinde önemli bir rol oynadı. Daha kapsayıcı bir yönetim anlayışına doğru yaşanan bu değişim, kurumsal bütünlüğün ve sürdürülebilirliğin korunmasındaki öneminin altını çiziyor. Gompers, Ishii ve Metrick (2003) tarafından yapılanlar gibi ampirik çalışmalar, şirketlerde iyi yönetim uygulamaları ile üstün finansal performans arasında güçlü bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur.

İyi Yönetişimin Temel İlkeleri

1-adalet

2-şeffaflık

3-hesap verebilirlik

4-katılım

5- etkinlik

5-tutarlılık

6-sorumluluk

gibi çeşitli temel ilkelerle karakterize edilir.

Adil olmak, tüm paydaşların çıkarlarının eşit şekilde dikkate alınmasını sağlar.

Şeffaflık, güven oluşturan ve paydaşların bilinçli kararlar almasına olanak tanıyan açık iletişim ve net raporlama uygulamalarını içerir.

Hesap verebilirlik, yönetim pozisyonundakilerin eylem ve kararlarından dolayı paydaşlarına karşı sorumlu olmasını gerektirir.

Katılım, paydaşların karar alma sürecine aktif olarak katılmasını sağlar ve sahiplenme ve bağlılık duygusunu geliştirir.

Plan defterlerine, beyaz tahtalara, afili toplantı masalarına bu yeni terimleri kullanarak etkileyici konuşmalar yapmak yerine, gerçekten çalışan ve yapabilecek uzmanların bu çalışmaları yapmalarına çok ihtiyacımız var.

Yazının ikinci bölümü: https://www.kulen.org/yonetisim-dedik-ve-tum-zorluklari-astik/