Etkili karar alma ve hesap verebilirlik için gerekli yapıyı ve süreçleri sağlayan, kurumsal başarının temel bir unsuru olan Yönetişim’den bahsetmiştik .
Yazımızın ilk bölümünde kuruluşların, adalet, şeffaflık, hesap verebilirlik, katılım, etkinlik, tutarlılık ve sorumluluk ilkelerine bağlı kalarak paydaşlar arasında güven inşa edebilir, operasyonel verimliliği artırabilir ve sürdürülebilir büyüme sağlayabilir.
Hiçbir kağıtta yazılı ilke veya karar alma sağlayıcı, ciddi verim sağlayan süreç yaklaşımı pratiğe yönelik zorluklarından bağımsız ele alınamaz. Her coğrafyada farklı yorumlanan gastronomi veya sosyo psikolojik tüketim alışkanlıklarının ekonomiye etkisi gibi konulara benzer şekilde iyi yönetişimi uygulamanın zorluklarını ele almak, kurumsal ortamların dinamik doğasını dikkate alan kapsamlı ve implemente edilebilir bir yaklaşım gerektirir.
Bu uygulamaları benimsemek yalnızca kurumsal bütünlüğü teşvik etmekle kalmaz, aynı zamanda uzun vadeli başarı ve istikrara da katkıda bulunur.

İyi yönetişim uygulamalarının başarımı, farklı paydaş çıkarları, değişik ve çatışan fonksiyonel departmanlar, karmaşık organizasyon yapıları ve değişen düzenleyici ortamlar nedeniyle zorlayıcı olabilir.
Türkiye Cumhuriyetindeki en büyük zorluklardan biri, kısa vadeli performans beklentisi olan patron şirketleri ya da işletme yöneticilerinin şirkette aldıkları kararlara yansıyan davranış ve politikalarıdır. Maalesef bunların %95’i taktik değil; strateji bile değildir.
Dünyada uygulamaları görmesem de zaman zaman duyuyorum, oran aynı değil ama uygulamadaki yaklaşım çok yakın. Bütün CEO veya danışmanların yüklerini hissedebiliyorum; yönetimin “anı kurtarıcı” baskılarını uzun vadeli sürdürülebilirlik hedefleriyle dengelemek bence en büyük zorluktur.

Ek olarak, yönetişim çerçevelerinin temel ilkelerinden ödün vermeden değişen koşullara uyarlanabilir olmasını sağlamak çok önemlidir.
Aguilera, Filatotchev, Gospel ve Jackson (2008) tarafından yapılan bir araştırma, a) vekâlet teorisi, b) paydaş teorisi ve c) kurumsal teoriden elde edilen bilgileri birleştiren çok teorik bir yaklaşımın, bu zorlukların üstesinden gelmek için sağlam bir çerçeve sağlayabileceğini ileri sürmektedir.
Vekalet teorisi, birbirleri ile işbirliği durumunda olan tarafların motivasyonlarını, birbirlerini kontrol etme gereksinimlerini, aralarındaki bilgi akışını ve bu akıştan kaynaklanan sorunların çözümünü ele alan bir teoridir.
Paydaş teorisi, kurumsal sosyal sorumluluğu işletmelerin paydaşlarına karşı ekonomik, yasal, etik ve gönüllü sorumlulukları olarak tanımlamakta ve bu sorumlulukların işletmelerin paydaş ağına göre değişebileceğini öngörmektedir.
Kurumsal kuram, örgütün çevre ile ilişkilerini açıklayan, kurumları farklı bir perspektiften (varoluşu, gelişimi ve ölümü bağlamında) inceleyebilen, karar vermede ve biçimsel yapılarda kültürel etkileri vurgulayan, birçok kuramla ilişkilendirilebilen veya ayrıcalıklı olabilen bir kruamdır.
Bu çerçeveye göre düzenli denetimler ve değerlendirmelerin yanı sıra, yönetim kurulu üyelerine yönelik sürekli eğitim ve öğretim, yönetişim uygulamalarını güçlendirmeye yönelik pratik adımlardır.

Buradan yeniden başka bir sonuca geçiyoruz; eğitimle işi biten insan derhal dünyevi konulara dalıp sürekli otomobilinin değiştirilmesinden veya maaş paketinin şişkinliğinden birkaç ay tatmin olabilir; peki bu kişi işletmeyi tatmin edebilecek mi?