İş hayatında iletişim ve ilişkiler tüm mesleki ve uzmanlık yetkinlikleriyle beraber insani ya da doğal yetkinliklerin parçası gibi anılıyor artık. Duygusal farkındalık, empati gibi özelliklerle otantik ilişki kurma becerisi, pozitif iletişim, pozitif güvenlik algısı ve erdemli kazan-kazan iletişimcilik liderlik ve yöneticilik vasıflar listesinde de başları çekiyor. Artık herkes bu kültürlerin hakim olduğu kurumlarda, işyerlerinde çalışmak istiyor.

İşyeri kültürleri ve organizasyonel yapıları ise insan faktörü şekillendiriyor. Pek çok açıdan incelebilecek ve gözlemlenebilecek insan kaynağı aslında çok temel bazı algılar ve çalışma dinamiklerine göre değerlendiriliyor ve etiketleniyor. Önemli olan önyargılardan sıyrılabilmiş, gerçeğe en yakın ve sağlıklı süzgeçlerden geçmiş değerlendirmelerle kişileri doğru yerden anlayabilmek. Buna göre çeşit çeşit çalışan var; fakat en yaygın sözlü yorumlarda iki tip çalışandan bahsediliyor – türler bu kadar mı? Ayrı konu- Uyumlu çalışan, zor çalışan! Peki kim bunlar… ZOR?! VE TEHLİKELİ!? çalışanlar …

Bazı insanlar için “fazla teorik”, “fazla analiz eden” ya da “zor yönetilir” gibi ifadeler gerçekten problemli davranış örüntülerini tarif eder. Ancak bazı durumlarda bu etiketler, kişinin yetersizliğinden çok bulunduğu ortamın çalışma biçimi, iletişim kültürü veya beklenti yapısıyla olan uyumsuzluğundan kaynaklanabilir.

Bu nedenle bu tür değerlendirmeleri yalnızca bireyin karakteri üzerinden değil, içinde bulunduğu ortamın, yaşadığı hayatın ve karşılaştıkları olay ve kişilerin dinamikleri üzerinden de okumak gerekir.

İş hayatında “fazla teorik” olarak tanımlanan kişiler çoğu zaman olaylara yalnızca operasyonel düzeyde değil süreç, risk, tutarlılık ve uzun vadeli etki açısından da yaklaşırlar.

Bir kararın sürdürülebilirliği yapısal sonuçları veya organizasyonel etkileri üzerine düşünmek; bazı çalışma kültürlerinde değerli görülürken, bazı yapılarda süreci yavaşlatan bir yaklaşım gibi algılanabilir çünkü kurumlar yalnızca düşünsel kaliteye göre değil; hız, koordinasyon, pratiklik ve mevcut çalışma ritmine uyum gibi kriterlere göre de şekillenir.

Bununla birlikte yüksek analiz kapasitesi ile düşük aksiyon kapasitesi aynı şey değildir.

Bazı kişiler hem hızlı karar alabilen hem yüksek sorumluluk taşıyabilen hem de güçlü gözlem yeteneğine sahip olabilir. Özellikle karmaşık süreçleri erken fark eden, detayları hızlı okuyabilen ve belirsizlikleri önceden görebilen kişiler kriz yönetimi, problem çözme ve stratejik düşünme alanlarında önemli katkılar sağlayabilirler.

Bu nedenle analitik yaklaşımın sonuç üretme kapasitesiyle birlikte değerlendirilmesi daha sağlıklı bir çerçeve sunar.

“Fazla analiz eden/ Fazla stratejik / Uzun düşünüyor” ifadesi de benzer şekilde farklı anlamlar taşıyabilir.

Bir durumda bu ifade kararsızlık veya aşırı düşünme eğilimini anlatırken başka bir durumda kişinin organizasyonel farkındalığının yüksek olduğunu gösterebilir.

Özellikle rol karmaşalarını, iletişim kopukluklarını veya süreç zayıflıklarını erken fark eden kişiler  bazı yapılarda geliştirici bir perspektif sunarken, bazı yapılarda mevcut düzeni fazla sorgulayan biri gibi algılanabilir. Bu fark çoğu zaman kişinin niyetinden çok, kurumun yönetim kültürüyle ilgilidir.

“Zor yönetilir” etiketi de her zaman aynı anlama gelmez. Gerçekten iş birliğine kapalı, disiplinsiz veya yıkıcı davranış gösteren kişiler olduğu gibi bağımsız düşünme eğilimi yüksek, gerekçelendirme ihtiyacı duyan ve kendi kalite standardıyla çalışan kişiler de zaman zaman bu kategoriye yerleştirilebilir. Özellikle karşılıklı güvenin ve açık iletişimin güçlü olduğu ekiplerde bu kişiler yüksek katkı sağlayabilirken  daha hiyerarşik veya tek yönlü iletişim kültürlerinde uyum problemi yaşıyor gibi değerlendirilebilirler.

Benzer dinamikler özel hayatta da görülebilir.

Derin gözlem yapan, ilişki dinamiklerini analiz eden veya duygusal farkındalığı yüksek kişiler  bazı sosyal çevrelerde yorucu veya “fazla yoğun” olarak tanımlanabilir. Oysa bu durum her zaman problemli bir kişilik yapısına değil tarafların ilişki kurma biçimlerindeki farklılığa işaret eder.

Buradaki temel mesele şudur; her analitik insan değerli olmadığı gibi, her uyumlu insan da sağlıklı bir çalışma veya ilişki modeli temsil etmez.

Aynı şekilde her “zor yönetilir” etiketi problem anlamına gelmez bazen sadece farklı düşünme biçimlerinin aynı ortamda karşılaşmasının doğal sonucudur.

Bu nedenle olgunluk yalnızca kişinin kendini tanımasıyla değil  hangi ortamın hangi düşünme biçimine ne kadar alan açabildiğini anlayabilmesiyle de ilgilidir zira her çevre aynı ölçüde sorgulayıcı düşünceyi, derinlik ihtiyacını veya yapısal farkındalığı desteklemez.

Zamanla önemli olan yalnızca doğru olmak değil  hangi ortamda, hangi derinlik düzeyinin gerçekten üretken bir karşılık bulacağını okuyabilmektir.