Günlük yaşamda araştırma yapmayanlardan, genç öğrencilerden veya alandan uzak olan sayısal sektör çalışanlarından sık duyduğum cümlelerden biri “Antropoloji mi? Korkunç bir isim” (Kaçışmalar..)
Günlük yaşamda araştırma yapmayanlardan, genç öğrencilerden veya alandan uzak olan sayısal sektör çalışanlarından sık duyduğum cümlelerden biri “Antropoloji mi? Korkunç bir isim” (Kaçışmalar..)
Matematik dersi için çoğu sosyal bilimler öğrencisinin yaşadığı korku ne ise benzer önyargı sayısalcılarda Antropoloji için mevcut. Tabi bazıları bu korkunun üstüne gitmekte ustalar.
Dinazor bilimi mi, eski uygarlıkları inceleyen bir alan mı? Yoksa bunlar eksik tanımlamalar mı?
Gelin hep birlikte, sıklıkla kafatası görseli ile tanıtılan bu alanla ilgili bazı önyargıları kıracak mıyız beraber bakalım.

İnsan Bilimi=Antropoloji
Antropoloji en kısa tanımıyla insan çeşitliliğinin bilimidir, insanı kültürel, toplumsal ve biyolojik çeşitliliği içinde anlamaya; insanların başlangıcından beri çeşitli koşullara nasıl uyarlandığını, bu uyarlanma biçimlerinin nasıl gelişip değiştiğini, çeşitli küresel olayların bu uyarlanmaları nasıl dönüştürdüğünü görmeye ve göstermeye çalışır.
Antropoloji, insan-bilim demektir. Antropos: İnsan, logos: Bilim kelimelerinden oluşmuştur.
İnsanlar arasındaki benzerlik ve farklılıkları göz önüne alarak insanları, karşılaştırmalı bir görüşle inceler. İnsanoğlunun evrimi, fiziksel ve toplumsal gelişiminin kurallarını ortaya çıkarır. Başka bir deyişle, insanın yarattığı kültür farklılıklarını ele alır.
Antropolog Tartışmaları
Bütüncü, yani insanın tüm yönleriyle (fiziksel/biyolojik, sosyokültürel) inceleyen bir insan bilimi olarak antropolojinin, birbirinden kapsam ve yöntem olarak bir hayli farklı alt-disiplinlere sahip olması, onun “tek bir bilim” olarak nitelenip nitelenemeyeceği sorusunu getirmektedir gündeme. Bu, antropologlar arasında da sıkça tartışılan bir sorundur.

Antropolojiye Antropolojik Bakış
Günümüzde bazı antropologlar bu bilim dalının asıl konusuyla ilgili tartışmalara devam ederken, antropolojinin alt disiplinlerinin artık yeni bilim dalları olması gerektiğini savunmaktadırlar.
Bilimlerin ortaya çıkışları bazen o bilime neden ihtiyaç duyulduğu veya o alanın gerçekten günümüzde ne kadar gelişime açık veya insanlığın odağında bir bilim dalı olup olmadığı hakkında da ipuçları taşıyabilmektedir.
Bu sebeple antropolojiye antropologların bakışının yanında farklı bilim dallarının tanımlamalarıyla da araştırmanızı öneriyoruz.
Britanya’da sömürgeciliğin gereksinimleriyle, özellikle de Britanya yönetiminin 19. yüzyılın ikinci yarısında sömürgelerinde uygulamaya koyduğu -lokal elitler eliyle yönetim- sorunlarıyla baş etmek üzere idari bir bilim dalı olarak biçimlenmiştir.
Avrupa kökenlilerin ABD’yi kendine mal etme süreçlerinde kıtada hızla yok olmaya yüz tutan özgün halkların fiziksel yapılarını ve kültürlerini belgeleyebilme kaygısından, bir çeşit kurtarma çabasının sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Ingold’un 1997 yılında yaptığı çalışmaya göre başlangıçta Kıta Avrupası’nda özellikle sömürgecilik serüvenine geç dahil olan Almanya gibi ülkelerde antropoloji, gecikmeli ulus-devlet kuruluş süreçlerine destek olmak üzere, özellikle de kırsal halk kavramı üzerinde tartışmalara odaklanmıştır.
Antropolojinin Ortaya Çıkış Tarihi ve Nedeni
Kurumsal olarak, antropoloji 17. 18. 19. ve 20. yüzyıldaki Avrupa kolonizasyonu sırasında doğal tarihin (natural history, zaman zaman doğa tarihi) gelişmesiyle ortaya çıkmış, gelişmiştir. Bu zamanlardaki genelde “ilkel insanların” incelenmesi olarak görülen alanla karakterize olmuş ilk etnografik çalışmalar ortaya çıkmıştır. Bu dönemlerde ortaya çıkan bazı ünlü etnografik çalışmaların kökeni de kolonyal yönetimin isteğine dayanır; örneğin Edward Evan Evans-Pritchard’ın Azandi halkına dair çalışması gibi. Geç 18. yüzyılda, Aydınlanma düşüncesi insan topluluklarını ampirik olarak gözlemlenebilecek belirli prensiplere göre hareket eden doğal bir fenomen olarak betimlemiştir. Bazı açılardan, Avrupa kolonilerindeki dil, kültür, fizyoloji, teknoloji, gelenek ve inançların araştırılması ve incelenmesi bu yerlerdeki fauna ve floranın araştırılması ve incelenmesinden farklı değildi. Bununla birlikte kültürel uygulama, özellikle son dönemlerde, büyük değişikliğe uğramıştır ve bugün antropolojinin kolonyal dönemin ve Avrupa’nın bu dönemdeki düşüncesi ve uygulamalarının bir uzantısı olarak tanımlanması veya görülmesi doğru değildir.
Antropoloji hızlı bir şekilde doğal tarihten ayrılarak ayrı bir disiplin olma yolunda gelişti ve 19. yüzyılın sonlarına doğru modern şekline büyük oranda yaklaştı. 1935’te örneğin, T. K. Penniman disiplinin tarihini konu alan “A Hundred Years of Anthropology” yani “Antropoloji’nin Bir Yüzyılı”isimli eseri kaleme almıştır. Erken dönem antropolojide, ünilinealizm yani tüm toplulukların, tek bir evrimsel süreçten en ilkelden en gelişmişe geçtiğini öne süren fikir hakimdi. Buradan hareketle Avrupaî olmayan topluluklar bu evrimsel süreç içerisinde “yaşayan fosiller” olarak görülüyordu ve Avrupa’nın geçmişini anlamak için incelenebilecekleri fikri yaygındı. Çeşitli toplulukların göçleri büyük oranda doğru bir şekilde ortaya çıkarılmıştır; Paul Rivet’in ilk kez Büyük Okyanus’taki Polenezya göçlerini doğru bir şekilde saptaması gibi. Son olarak ırk kavramı ve ilgili kavramlar, insan türü içindeki biyolojik çeşitliliğin doğasını anlamak için, antropometri gibi çeşitli araçlar ve uygulamalar ile birlikte geliştirilmiştir. Bununla birlikte daha sonra ırk ve ilgili kavramlar bilimsel ırkçılık olarak anılacak şekilde farklı ve daha ideolojik bir bazda kullanılmışlardır. Bugün ırk kavramı ve ilgili çeşitli kavramlar antropoloji içerisinde geçerliliğini yitirmiştirler ve bilimsel bir kavram olarak kullanılmamaktadırlar; bilimsel kökenlerini veya uygulamalarını yitirmişlerdir denilebilir. Ayrıca eski literatürde “ırk” kavramının kullanıldığı çoğu anlam için bugün “etnisite” terimi tercih edilmektedir.

Antropolojinin Alt Disiplinleri
Antropoloji yaygın olarak iki farklı biçimde sınıflandırılıyor.
Bir sınıflandırma direk 4’e ayırırken diğer bir bakış açısı 2 temel alt disipline ayırıp sonra dallandırıyor. Burada ikisini de vermemin sebebi sizin kendi bilginizi sınıflandırırken özgür olabilme imkanını yakalayabilmeniz.
İnsanı biyolojik-fiziksel bir varlık olarak ele alan bu alt-disiplin, tıp, biyoloji, anatomi, paleontoloji, jeoloji, genetik gibi doğa bilimleriyle yakın işbirliği içerisinde, insanın evrimi (paleoantropoloji), biyolojik açıdan insana en yakın hayvanlar olarak maymunların biyolojik ve sosyal yapılanışlarının incelenmesi (primatoloji), insanın farklı doğal çevrelere uyarlanma süreçleri yani biyolojik esnekliği, insanın büyüme ve gelişme süreçleri ve insan genetiği gibi konular üzerinde durmaktadır.
Toplumu ve kültürü inceleyip toplumlar ve kültürler arasındaki benzerlik ve farklılıkları saptamaya çalışır. Sosyokültürel antropolojinin, toplumsal örgütleniş odaklı Britanya antropolojisi ile insanın kendi dünyası ve çevresini anlamlandırma etkinliği, bir başka deyişle zihinsel bir edim olarak tanımladığı kültür üzerine odaklanan ABD antropolojisi arasındaki gerilimin dağarcığıyla biçimlenmiştir. Sosyokültürel antropoloji, etnografya ve etnoloji olarak iki etkinlik alanına ayrılabilir: 18. yüzyıl sonları-19. yüzyıl başlarında dillerin sınıflandırılmasıyla ilintili olarak kullanılagelen (Copans, 2005: 9) etnografya terimi, günümüzde bir yerel topluluğu betimleme çabası anlamına gelmektedir ve antropologun (ya da etnografın) bir yerli topluluk arasında uzun süreli bir alan araştırması gerçekleştirmesini ima eder. Araştırmacı, dillerini öğrenmeyi de içeren bu çalışmada, topluluğu bütün yönleriyle ya da belirli bir sorunsal (ayinler, dil, çevreyi kullanım tarzı, toplumsal örgütlenme vb.) çerçevesinde inceleyerek betimleyici bir çalışma kaleme alır.

Arkeoloji, kıta Avrupası’nda kendi başına, ayrı bir bilim dalı sayılırken, ABD’de yerli toplulukların mamullerinin (mimari, gündelik kullanım gereçleri, ayinsel nesneler, mekân düzenlenişi vb.) incelenmesini de kapsayan antropolojinin bir alt-disiplini olarak görülür. Dahası arkeoloji yalnızca mamul nesnelerle ilgili değildir, insan toplumlarının ilişkili olduğu hayvan ve bitki türlerinin tarihsel olarak incelenmesini (paleozooloji ve paleobotani) de içerir. Böylelikle, bir kazı alanında ortaya çıkan mimari kalıntılar, araç-gereçler, evcilleştirilmiş ya da yabanıl hayvan ve bitki kalıntıları, giysi parçaları, ayin nesneleri, insan iskeletleriyle birlikte, o toplumun yaşam tarzı, geçim örüntüleri, dinsel inanışları, hatta toplumsal örgütleniş biçimleri konusunda ayrıntılı bilgi sağlayabilecek, dahası topluluğun (varsa) günümüzdeki uzantılarıyla genetik ve kültürel akrabalıklarını saptamayı olanaklı kılabilecektir. Dolayısıyla, ister antropolojinin bir alt-disiplini kabul edilsin, ister kendi başına, ayrı bir bilim dalı olarak görülsün, her durumda arkeoloji, toplulukların kültürlerinin tarihsel olarak kurgulanmasının önemli bir boyutunu oluşturmaktadır ve bu bakımdan antropolojiyle yakın bir işbirliği içerisindedir.
Kültürün önemli bir boyutu da dildir; öncelikle dil, kültürün birincil aktarım aracı olduğu için. Ama dil, aynı zamanda, özellikle kültür odaklı yaklaşımlarda, kültürün biçimlendiricisi olarak da görülür. Bir başka deyişle, insanlar, dünyayı, ancak konuştukları dillerin sahip olduğu kavramlar çerçevesinde kavrayabilmektedirler; dünyanın nesnel bir anlayışı olanaklı değildir. Bu kavrayış çerçevesinde lingüistik çalışmalar, kültürü anlayabilmenin de anahtarını oluşturmaktadır. Dilbilimsel ya da lingüistik antropoloji, çalışmalarını birkaç alan üzerinde yoğunlaştırmıştır: Dillerin tarihini ve gelişimini kurgulamaya çalışan tarihsel lingüistik; farklı toplumsal grupların (etnik gruplar, sosyal sınıflar, yaş ve cinsiyet grupları) dili nasıl kullandığı üzerinde odaklanan sosyolingüistik; tikel dillerdeki ses, gramer ve anlamları inceleyerek bunlar aracılığıyla kültürleri anlamaya çabalayan genel (ya da yapısal) lingüistik.

1-) Fiziksel Antropoloji : İnsanoğlunun fiziksel gelişimini, evrimini inceler. Yani, insanın biyolojik gelişmesinin tarihi ile ilgilidir. İnsanın insan olabilmek için geçirdiği aşamaları ele alır. Çeşitli insanların fiziksel özelliklerini inceler. İnsan ırklarını, insanın doğuşundan modern hale gelinceye değin geçirdiği biyo – fizyolojik değişiklik ve aşamaları, ırk karışımlarını ele alır. Irkların karşılaştırılması ve ırk ilişkileri belli başlı konularıdır. Fiziki antropoloji insan biyolojisinin araştırılmasıdır fakat sadece biyoloji konu edinmez. Atalarımızdan kalan fosilleri, dünyanın başlangıçtaki nüfusu boyunca çeşitli genlerin dağılımını, gen mirasının mekanizmasını, farklı bölgelerdeki insanların şekil ve renk farklılığını ya da insanların ve yakın akrabalarının davranış şekillerini inceler. Fiziki antropologlar tüm bu soruların cevabını ararken, nesnelerin yaşadığı tabii ve sosyal hayatla ilgilerini araştırırlar. Yani fiziki antropolojinin gerçek çalışma alanı insanların ve onların yakın akrabalarının tabii ve sosyal durumları ya da tabiatları içerisindeki biolojik gelişimi üzerinedir. (Hunter; Whitten 1987:3)
2-) Kültürel Antropoloji : “Antropolojinin bu kolu, çeşitli alt disiplinlere ayrılmıştır. Bu disiplinler yaklaşık 100 yıllık bir geçmişe sahiptirler.” (Saran, 1993:22)
*Bilim ve Gelecek Kitaplığı, 50 Soruda Antropoloji
Sibel Özbudun
Gülfem Uysal
*Oxford Dictionaries
*Encyclopedia Britannica
* An Introduction to Antropology ,
Ralph Leon Beals
Harry Hoijer,
*MASN -The Moving Anthropology Student Network
*American Anthropologist, Volume 39, Issue 1
*Antropoloji, Anadolu Üniversitesi Yayınları
Doç. Dr. Suavi Aydın
Doç. Dr. Yılmaz Selim Erdal
Yard. Doç. Dr. Handan Üstündağ