Yaygın öğrenme efsanelerinin incelenmesine devam ediyorum, elbette bunlar birer kültürel öğrenme sorununa işaret ediyorlar.

İşte bir efsanenin, üçlü görünümü.

EFSANE:

“ÇOK GEZEN Mİ BİLİR, ÇOK OKUYAN MI”

“ÇOK OKUYAN ÇOK BİLİR”

“ÇOK GEZEN ÇOK BİLİR”

SİZDE YANLIŞ MİT VAR MI NASIL BİLECEKSİNİZ?

İçsesinizi dinlediğnizde şu konuşmalar geçiyorsa:

“Bilmem için okumam gerek”

“Bilmek için gezmek lazım” “Geziyorum herkesten çok biliyorum”

“Öğrenmem için ya gezmem ya okumam lazım” “Çok okuyorum, herkesten çok biliyorum”

“Ben sadece görsel olarak öğrenebliyorum, o zaman görsel olmayan birşeyi öğrenmem çok zor”

“Uff yazılar çok sıkıcı, bu bilgiyi almak için şimdi çok okumam gerekecek”

İŞİN ASLI:

Öğrenmiyorsanız çok gezmeniz, çok okumanız, çok izlemeniz birşey ifade etmiyor. Çok deneyimlemeniz de etmiyor. Tüm bunları yaparken öğreniyor olmanız gerekiyor .

Öğrenmek yaşanarak ve uygulanarak gerçekleşen bir süreç. Yaşama ve uygulama başlığının altında pek çok yöntem var. Ayrıca bu yöntemler arasında size daha uygun olanı var, daha az uygun olanı var.

Sanıldığı gibi uygulama her zaman, mutlaka hareket içeren eylem olmak durumunda da değil. (O şekilde öğrenmenin bir adı var, daha sonra şu yazımda bulabilirsiniz)

Gezmek, çizmek, yazmak, okumak, izlemek, dokunmak, duymak, düşünmek (her faaliyetimiz neredeyse düşünmek zaten burada kastedilen belirli metotlarla yapılan akıl yürütme işidir)

En yaygın ve kaliteli bilgi kaynakları ile bu bilgiyi özümseyecek olan siz arasındaki köprüyü inşaa etmek sizin sorumluluğunuzda. Sebebi de bu etkileşimdeki parçalardan birinin siz olduğunuz gerçeği. Sizin yaşamınızı, beyninizin yapısını, duygularınızı , akıl yürütme şeklinizi, öğrenme şeklinizi başkaları bilmek, anlamak ve size anlatmak durumunda değil, yapması da çok güç değil mi?  Başkaları sizin kontrolünüzde değil, dolayısıyla sonuç olarak bilgi kaynakları ile aranızdaki köprü olan öğrenme şeklini siz dizayn edecek ve bir şekilde öğreneceksiniz. Zorunlulukla, öğrenmek zorunda kalmak istemiyorsanız lütfen öğrenmeyi öğrenin.

NASIL ÇÖZECEKSİNİZ

Onlarca, yüzlerce yöntem varken “okumak” diye takılmayacaksınız (okuma alışkanlığınızı geliştirmelisiniz fakat bu yeterli değil).  Buna ek olarak öğreneceğiniz şey her ne ise o konuda yeniden Amerikayı keşfetmeye kalkarsanız zaman kaybedebilirsiniz.

Öğrenirken yaptığımız en büyük hatalardan biri de ne kadar zamanda öğrendiğimiz kısıtını dışarıda bırakmak ve görmemektir. Örneğin siz bugün mutlaka yapmanız gereken bir aritmetik işlemi ya da işyerinde karşınıza çıkan soruna ilgili bilgilerin temelini ilkokulda, sonra ortaokulda, sonra belki de üniversitede öğrenmediyseniz ya da hayat okulunda bunu bir türlü aşmadıysanız ve tam da o sorun olan günde öğrenmeye kalkarsanız çok sıkışabilir, ağır bedeller ödeyebilir ya da verilen işi yapamayabilirsiniz.

Öğrenilmiş bilgiler bir yere kayıtlıyken ve erişiminiz varken onlara ulaşmamak bu zaman kaybına çok iyi bir örnektir.

Kayıtlı bilgiler en yaygın ve kaliteli olarak neredeyse biraz da o öğrenme yöntemini uygulamak zorunlu hale geliyor. Görsel öğrenmesi yüksek arkadaşlarım için de belirteyim, youtube milattan önce keşfedildi de herkes bu sebeple mi yüzyıllardır okuyarak kendine işkence etmekte ve zaman kaybetmekte. Buna ek olarak görsel öğrenmenin tek yolu görsele bakmak mı? Bakmak izlemek yerine siz o görseli üreterek öğrenseniz (hele de görsel tasarımla ilgili bir bölümdeyseniz bir taşla iki kuş olur) daha kalıcı olmaz mı?

Bununla birlikte öğrenim yönteminizi seçerken size uygun yöntemler kısıtlıysa , kendinizi geliştirmeniz gerektiği çok açık değil mi.

Bilgi potansiyeldir, Anlam gerçek. Bilmek sezgisel, duyusaldır, öğrenmek akılsal. Bilmek geçici ve ilişiksizdir, özümsemek kalıcı ve ilişkilendirilebilir. Bilgiler orada durur, insan ise öğrenir.

sadece okuyarak değil, öğrenerek yaşayın!