Bir mentorun karşısına 21 yaşında bir üniversite öğrencisi oturur. Bir süre konuştuktan sonra genç “Ben galiba insan ilişkilerinde çok iyi değilim,” der. Neden böyle düşündüğü sorulduğunda anlattıkları tanıdıktır… Kalabalık ortamlarda çok konuşmuyordur, yeni insanlarla tanışmak için sürekli fırsat aramıyordur, bir grubun içinde ilk öne çıkan kişi değildir ve uzun sosyal ortamlardan sonra kendi başına kalmaya ihtiyaç duyuyordur…

Bunların hepsi kolayca bir “sosyal beceri problemi” olarak yorumlanabilir. Özellikle eğitim ve iş hayatında görünürlük, networking ve sürekli iletişim giderek daha fazla önem kazandığı için sessiz kalan bir genç…çekingen, özgüveni düşük veya iletişim becerilerini geliştirmesi gereken biri olarak görülebilir.

Oysa aynı genç, üzerinde çalıştığı projeyi anlatmaya başladığında bambaşka bir profil ortaya çıkabilir. Konusuna hakimdir, ayrıntıları fark eder, karşısındakini dikkatle dinler ve gerçekten ilgisini çeken bir konuda oldukça akıcı konuşur. İnsanlarla ilişki kurmaktan kaçınmıyan sadece bunu her zaman ve herkesle yapma ihtiyacı hissetmeyen biridir…

Burada belki de sorulması gereken soru “Bu genç neden daha sosyal değil?” olmayabilir..

Daha doğru soru, sosyal olmayı neden yalnızca görünürlük üzerinden ölçtüğümüzdür.

“İçe dönük” kelimesi günlük dilde uzun zamandır “içe kapanık” kelimesiyle birlikte kullanılıyor. Bu nedenle utangaçlık, çekingenlik, özgüven eksikliği veya insan ilişkilerinde yetersizlik gibi çağrışımlar yaratabiliyor. Oysa psikolojide introversion bunlarla aynı şey olarak kabul edilmiyor..

Bir insan içe dönük olabilir ve sosyal ortamlarda kendisini gayet rahat ifade edebilir. Aynı şekilde dışa dönük bir insan da sosyal kaygı yaşayabilir.

Bu ayrım özellikle gençlerin kendilerini tanımlama biçiminde önemlidir.

Çünkü insan kendisi hakkında bir kelime öğrendiğinde zamanla o kelimeyi açıklama olmaktan çıkarıp kimlik haline getirebilir..

“Ben içe dönüğüm.” “Ben sosyal biri değilim.” “Ben insanlarla uğraşamam.” “Ben böyle çalışıyorum.”

İlk cümle bir gözlem olabilir. Fakat zamanla bir sınıra dönüşebilir.

Önemli olan bunu nasıl kullandığıdır, ona soru sormaktır. “Aa öyle misin, nereden söylüyorsun? bunun senin için ortamalrda anlamı ne? Aaa evet ben de dışa dönük biriyim ve farklılıklardan çok güzel takım sinerjileri çıkıyor. İçe dönüklük ve dışa dönüklüğün bir enerji ve üretim altyapısı olduğunu düşünüyorum”, bunlar gibi yaklaşımlarla o kişinin bunu sınır olarak kullanıp kullanmadığı, farklılıklara vurgu yaparak, buna göre ilişkiyi düzenlemek istediği, amacının kendini veya karşısındakini yüceltmek veya dışlamak değil bunu entellektüel bir konu olarak ele almak istediği ve belki de sohbet konusu olarak düşündüğü bile ortaya çıkabilir.

İçe dönük bir insan gerektiğinde sunum yapabilir, müşteriyle görüşebilir, yeni insanlarla tanışabilir, bir ekip yönetebilir veya network oluşturabilir. Sadece bütün yaşamını bunların yoğunluğu üzerine kurmak istemeyebilir. Dolayısıyla gelişim ile kendini başka birine dönüştürmek aynı şey değildir.

İletişim, müzakere, sunum, empati ve liderlik geliştirilebilir becerilerdir. İçe dönük olmak bunları geliştirmemek için bir mazeret değildir.

Ama bu becerileri geliştirmek de insanın sürekli sosyal olmak zorunda olduğu anlamına gelmez.

Gelişmek kendinden uzaklaşmak değildir.

Bazen insanın doğal eğilimlerinin dışına çıkmayı öğrenmesi tam da kendi değerlerine ve hedeflerine daha iyi ulaşmasını sağlar. Öte yandan “Ben böyleyim” diyerek kendini sürekli korumak da başka bir tuzağa dönüşebilir.

“Ben içe dönüğüm, o yüzden network yapmam.” “Ben analitik biriyim, o yüzden spontane davranamam.”

“Ben bağımsızım o yüzden yardım istemem.”

Kişilik özellikleri gerçektir; fakat kader değildir.

Dolayısıyla kendini tanımak, kendini tek bir tanıma hapsetmek değildir. Fakat burada bunun tam karşısında başka bir tehlike daha var: Başkalarının bizi tanımlamasına izin vermek.

Bir mentor “daha sosyal olmalısın” diyebilir. Bir yönetici “biraz daha dışa dönük olsaydın” diyebilir. Bir kariyer danışmanı “konfor alanından çıkmalısın” diyebilir. Bir arkadaş “sen fazla seçicisin” diyebilir.

Bunların herhangi biri doğru olabilir.

Ama hiçbiri tek başına hüküm değildir.

Dışarıdan gelen değerlendirme bir veri olabilir; kişinin kimliği hakkında nihai karar olmak zorunda değildir.

Çünkü insan yalnızca kendi tanımına değil başkalarının onun hakkında kurduğu tanımlara da hapsolabilir. Bir süre sonra “Beni böyle görüyorlar, demek ki ben böyleyim” diye düşünmeye başlayabilir.

Bu yüzden sağlıklı bir gelişim anlayışında ne yalnızca iç sese ne de yalnızca dış gözün hükmüne teslim olmak gerekir. İç ses yoksa, dış sese bakılabilir ancak susturulmuşsa, iyi ifade edilemiyorsa ya da gömülüyse bunu inceşeyip çıkarttıktan sonra İÇ DENEYİM + DIŞ GÖZ+ HAYAT VERİSİ değerlendirilebilir.

Daha sağlam bir yol, iç deneyim, dış göz ve gerçek hayat verisini birlikte değerlendirmektir...

Bir insan “Ben insanlarla iyi değilim” diyebilir. Bir yönetici “Hayır, birebir iletişimin oldukça güçlü” diyebilir. Gerçek hayat ise bu kişinin birebir görüşmelerde başarılı olduğunu, fakat yoğun sosyal ortamlardan sonra daha sakin bir çalışma düzenine ihtiyaç duyduğunu gösterebilir.

Buradan çıkacak sonuç belki “daha sosyal ol” değildir.

Belki sonuç şudur:

“Sosyal kapasiten düşük değil sosyal etkileşimin biçimi ve dozunu daha iyi yönetmen gerekiyor.”

İyi bir dış gözün değeri de burada ortaya çıkar.

İyi bir mentor veya danışman kişinin yerine kimlik tanımlamaz.

Onun görmediği bir şeyi görür, bunu gerekçelendirir ve kişinin kendi deneyimiyle karşılaştırmasına yardım eder.

Aynı şekilde insanın kendisini tanıması da her şeyi önceden çözmesi anlamına gelmez.

Bazen fazla kontrol etmek de insanı kendi tanımlarının içine hapsedebilir. “Ben böyleyim” diyerek hareket alanını daraltmak kadar, “Böyle olmamalıyım” diyerek kendisini sürekli düzeltmeye çalışmak da yorucu olabilir.

Belki daha sağlıklı olan:

Yeterince düşünmek, karar vermek her şeyi kontrol edemeyeceğini kabul etmek, hareket etmek, sonucu gözlemlemek ve gerektiğinde yön değiştirmektir.

Yani ne tamamen kendini bırakmak ne de kendini sürekli yönetmek.

Sonuçta insan ne yalnızca kendi hakkında anlattığı hikayedir ne de başkalarının onun hakkında anlattığı hikaye.

Bir insanın bugün sessiz olması gelecekteki liderliğini belirlemez. Bir kişinin sosyal görünürlüğü, insan ilişkileri kapasitesinin tamamını göstermez. Birinin kendisini geliştirmek istemesi de kendisinde mutlaka bir eksiklik olduğu anlamına gelmez.

Belki mesele daha dışa dönük veya daha içe dönük olmak değildir.

Mesele, gerektiğinde dışarı açılabilecek gerektiğinde kendi alanına dönebilecek ve bu ikisi arasında seçim yapabilecek kadar özgür olmaktır.

İçe dönüklük dünyaya kapıyı kapatmak değildir.

Kendini tanımak da o kapının sonsuza kadar kapalı kalacağına karar vermek değildir.

Belki asıl özgürlük, kapının varlığını bilmek ve ne zaman açılacağına kendin karar verebilmektir.